Yaşayan Bir İnsan Modelimiz var mı?

Murat Özyılmaz

Yazarın şu ana kadar yazılmış 5 makalesi bulunuyor.
  • Share on Freelyshout
  • Share on Google
  • Share on Linkedin
  • Share on VKontakte
  • Share on Tumblr
  • Share on Pinterest
  • Share on Whatsapp

Kendimize ait ve öze dönük bir kültür için eğitim yoluyla çalışmak ve uğraşmak asla toplum mühendisliği değil hatta tam tersine toplum mühendisliğine soyunmuş ekonomik ve siyasi yönden güçlü toplumların baskısına ve hegamonyasına razı olmamaktır.

“İnsan olmak” tarihsel süreç içerisinde tüm dinlerin ve inançların en önemli konusudur. “İnsanca yaşamak”, “insanlık yapmak” vb. bir çok deyim dilimize girmiştir. İnsanlık aslında dönemin yani yaşayan kültürünün bir değeridir. Kültür de toplumu oluşturan insanların konuşması, yemesi, içmesi, giyim kuşamları, haksızlıklara karşı verdikleri tepkileri, çalışma biçimleri ve hayatı anlamlandırma yönetemleri vb. şekillerle o döneme has yaşayan, dinamik ve canlı bir süreçtir. Dönem değişince kültür de doğal olarak değişir. Her kültürün de bir insanlık anlayışı vardır. Bu anlayış bazen eğitimle oluştuğu gibi bazen de başka kültürlerin etkisiyle değişebilir. Din, ekonomi, siyaset, eğitim ve popüler kültür bu anlayışa etki eden en önemli faktörlerdir.

Bir kültürün insanlık anlayışı kısa zaman dilimlerinde gelenek gibi görülebilir ancak geniş açıdan bakıldığında uzun zaman dilimlerinde ne kadar değişken olduğu görülecektir. Bazen ekonomik bazen de siyasi sebeplerle toplumların kültürlerine müdahale edilir. Bu müdahalelerden sonra yaşayan neslin hayatında zoraki, şekilsel değişiklikler olurken; sonraki nesil bu şekli içselleştirerek öze dönüştürmektedir. Bu öz, eğitimle değil de dış müdahalelerle oluştuğu için melezleşir ve kuşak çatışması kaçınılmaz olur.

Gariptir ki dış iradenin muradına ayak direyen ama zayıflığından dolayı şekilsel değişim geçiren ilk neslin sancılı süreci, sonraki nesillerde hazza dönüşmekte ve aynı şekilde kendinden önceki neslin öze dönüş tepkileri de bu nesil için sancıya dönüşmektedir.

Bir kültürün yayılmacı ve sömürgeci anlayışının sonuçları başka kültürler için tüketim ürünleri olmaktadır. İnsani değerler de sömürgeci toplumların değerlerine göre yol almaktadır. Buna göre öncelikle “Türkiye toplumunun kültür yapısına göre insanlık anlayışı nedir?” ve “Kendi kültürümüze ve değerlerimize uygun bir insan olma modelimiz var mı?” sorusunu sormak gerekir. Birinci sorunun cevabı kültürümüzle ilgili durum analizi verirken ikinci soru bir vizyon sorusudur. Bu soruların pedegoglar tarafından sırayla cevaplanması ve bir eğitim politikası olarak hayata geçmesi gerekmektedir.

“Yaşayan Bir İnsan Modelimiz var mı?” sorusu da işte bu noktada önemlidir. Yani içimizden, özümüzden yani bizden olan bir modelimiz var mı? Aslına bakarsanız son yaşanan göçmen krizinden sonra Türk toplumu olarak çok iyi hatta örnek olacak bir duruş sergiledik diyebiliriz. Siyaset kurumu da bence burada örnek bir sınav vermiştir. Toplumun bir kesimi çok duyarlı olmuş ve yardımlarla onların imdadına koşmuş; başka bir kesimi de duyarsız kalmış ama ciddi ve kitlesel bir karşı duruş sergilememiştir. İşte bu durum durum Batı toplumlarının anlamlandıramadığı yaşayan kültürlerinde olmayan bir şeydir. Onlarda tek tük iyi örnekler varken hatta siyasiler de kötü örneklik sergilerken biz tarihe çok iyi bir örnek olduk diyebiliriz. Tabi ki bu bizim açımızdan böyle. Batı aklına göre de bu davranış tarihsel kazanımlarını kaybetmek olarak da görülebilir. İki kültürde ve iki tür bakış açısında aslında değişen şey çok var. Fakat ben burada değişen bu şeylere eğitim formatı açısından kim ve ne dokunuyor? Bu soruya cevap arıyorum.

Bizim insanca yaşamak adına bir modelimiz var mı? Sorusuna cevap; sistem olarak değil dağınık olarak var demek daha doğru olur. Toplumumuzun değer yargıları her geçen gün biraz daha değişmektedir. Bu çok normal bir durumken istenmeyen yönde değişmesi de anormal bir durumdur. Çünkü toplum olarak istenmeyen bir değişim aslında o toplumun kültürel çöküşünü, kültürel çöküş ekonomik çöküşü ekonomik çöküş de siyasi ve milli çöküşü beraberinde getirir.

Toplum olarak “Benim çocuklarım büyüyünce nasıl bir insan olmalı?” diye sormak çok mu zor? tabiki değil. İşte burada bir model olmadığı daha çok rastlantısal ve başka kültürlerin sömürüsüne açık bir yapımız var. Ama kendimize ait ve öze dönük bir kültür için eğitim yoluyla uğraşmak asla toplum mühendisliği değil hatta tam tersine toplum mühendisliğine soyunmuş ekonomik ve siyasi yönden güçlü toplumların baskısına ve hegamonyasına razı olmamaktır.

Bu sebeple bizim ne olduğumuzu iyi anlamamız yani önce durum analizimizi iyi yapmamız, sonra da ilkeler ve değerler bütünü anlamında nasıl bir insan modeli yetiştireceğimize karar vermemiz lazım. Biz kendi hakkımızda kararımız olmazsa başkalarının bizim hakkımızda kararı olur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.