Yönetici Modeli Üzerine

Murat Özyılmaz

Yazarın şu ana kadar yazılmış 5 makalesi bulunuyor.
  • Share on Freelyshout
  • Share on Google
  • Share on Linkedin
  • Share on VKontakte
  • Share on Tumblr
  • Share on Pinterest
  • Share on Whatsapp

Öğrencileri geleceğe hazırlamazsak diğer ülkelerin eğitim modellerine pazar ve bağımlı bir tüketici yetiştirmiş oluruz.

Bu yazımda eğitim öğretimi oluşturan en önemli öğelerden biri olan yönetici kavramından bahsedeceğim. Günümüz ülkelerinin eğitimleri içinde yönetici ve yönetim kavramı incelendiğinde karşımıza çıkan ilk soru “Neye göre inceleyeceğiz?” olmalıdır. Bu soru çok kritik sorudur. Çünkü eğitim sistemleri sadece mevzuatlardan oluşan statik bir yapıyı değil dinamik, yaşayan bir kültürü yani toplumu da ifade eder.
Her ne kadar kurallarla ve kanunlarla kuşatsak da toplumun dinamik yapısına hitap etmeyen kurgusal bir  eğitim modeli mevzuattan öteye geçemez. 
Bu kurgu içinde yer alan canlı iradeler kendileri için kurgulanmış veya dışarıdan ithal edilmiş bir modele karşı değişik tepkiler gelişltirerek  dinamik bir eğitim kültürünü oluşturmaktadır.

Kimdir bu iradeler? Eğitimin içinde yer alan 5 temel irade vardır ve sarmal bir şekilde birbiriyle etkileşime girer. Geçen yazımızda Öğretmen Modelinden bahsetmiştik. Bu yazımızda da Yönetici dolayısıyla Kurum Modeli probleminden bahsedeceğiz.
Aslında Kurum ve Yönetici çok farklı iki kavramdır. Ancak kadim gelenekten gelen yönetim anlayışımız, Türk Milli Eğitimi’nde de tabiatı gereği var olmaktadır. Kaldı ki bu gayet doğaldır. Bu sebeple Türk toplumlarında kurum kültürü ve yönetim anlayışı yönetici değiştikçe çok kısa sürede değişmektedir.  Toplumsal yapı da buna hazırdır. Hatta bazı durumlarda yeni gelen bir yönetici eski yöneticinin  yönetim anlayışını uyguladığında hiçbir şey yapmadı diye eleştirilir. Yönetici ve kamu kurumlarında çalışanlar bu durumu içselleştirdikleri için bir değişim beklentisine girerler. Köklü değişiklik olsa bile çok büyük tepki vermezler. Çünkü algısal olarak buna hazırdırlar.
Bu mevcut durumu ve kadim yönetici geleneği göz önünde bulundurduğumuzda eğitimin 5 unsurundan en etkili sürecinin yönetici olduğu; yöneticlerin de eğitim iklimini belirlediği görülmektedir.

Ülkemizde Kurumların gelişimi için mevzuatlara giren birçok model (TKY, EKYS vs.) uygulanmış il ve ülke genelinde ödüller de verilmiştir. Uygulanan modeller sorgulanmış, bu işi nasıl daha iyi yaparız diye başka ülkelerin modellerine bakılmış; yeri gelince de başka ülkelerde etkili olan modeller (EFQM vb.) Milli Eğitime uyarlanmıştır.  Yöneticiler/Liderler bu süreçlerde de en temel öğelerden biri olarak ele alınsa da milli bir strateji ve politika belirlenemediği için her yöbetici yasalar çerçevesinde ama hedef mantığından uzak, sınırlılıkların değişik konumlarına yığılma eğilimi göstermiş ve böylece çok farklı bir yönetim anlayışları ortaya çıkmıştır.

Aynı okula farklı iki müdür gelip de okuldaki akademik başarı, donanım, sosyal küktürel etkinlikler ve memnuniyetler değişiyorsa ve bu durum da bir vakıa olarak var kabul ediliyorsa ne demek istediğim daha iyi anlaşılır zannediyorum.

Peki ne yapılmalı? Bu soruya öyle kolay cevab verilemez. Denenmeye çalışılmış sistemler ve modeller uygulualanabilir olmakla birlikte yayılımı yapılamamış en önemlisi de denetlenebilir olmadığından kısa sürede hiç haketmedikleri halde proje çöplüğünde yerini almıştır.

Uygulama ve yayılım konusunda öğrencileri  geleceğe bireysel olarak kendini gerçekleştirmeye hazırlamayan,  çalışanlarını maddi ve iş doyumu açısından memnun etmeyen hiçbir model de ayakta kalamaz. İlla bir model olacaksa önce toplumun değişik tabakalarında pilotlaması çok iyi yapılmalı sonuçları analiz edilmeli ve yaygınlaştırlması uygunsa genele uygulanmalıdır.

Model değişebilir ama Türk Milli Eğitiminin yönetici unusuru dolayısıyla oluşacak bir Kurum Kültürünün diğerleri üzerindeki etkisi göz önünde bulunulduğunda hangi alana öncelik verilmesi gerektiği ortadadır ve değişmeyecektir.

Bu bakımdan yöneticiler çok özel şartlarda yetiştirilmeli, buna ek olarak toplumsal itibar ve ekonomik olarak da durumları iyileştirilmelidir. Daha öğrencilik döneminde takip edilmeli ve eğitim yönetimi alanına yönlendirilmelidir. Hizmetiçi eğitimleri bile hizmet satın alınarak ya da alanında uzman kuruluş ve kişilerle işbirliği yapılarak özel bir şekilde ve belirli bir sistem gözetilerek basamak basamak verilmelidir.

Sınavla ya da okullarda yöneticilikle ilgisi olmayan ehliyetsiz kişilerin oylarıyla yönetici seçilmesi doğru değildir. Mahallede sandık kurarak değişik tabakalardan örneklemin verdiği oyla mahalle sağlık ocaklarına doktor seçilmesi ne kadar doğruysa okullara ve kurumlara idareci seçmek o kadar doğrudur. Seçimler birçok açıdan tarafsızlığı yani güvenirliği sağlayabilir ama geçerliği sağlamaz. Çok temiz, iyi huylu bir yönetici seçilebilir ama o kişi yönetici niteliklerine sahip olmayabilir. Bu seçimi yapacak olan da yine ehil kişiler olmalıdır.

Bunun için “Allah, size emanet edilen şeyleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verecek olursanız adaletle hüküm vermenizi emrediyor.” Nisa-58 ayeti “Biz”e ilkesel bir duruşu emretmektedir. Bu ilke yönetici ve kurumlar için en önemli ilkedir de…. “Biz” ehil miyiz? Ya da ehil kişileri ehil olmayanlar ne kadar anlar? Bu nedenle yaklaşımımızı gözden geçirmek zorundayız.

Ehil kişiler ve adalet yönetim sisteminin vazgeçilemez ilkeleridir. Yönetimin bir sistemi olacaksa eğer, ilkesi her şeyden önce yukarıdaki ayet olmalıdır. Bu ilke kutsal bir söz olmasının yanısıra fonksiyonu itibariyle de huzurun ve mülkün de temelidir.

Bu ilkeden hateketle acil olarak yöneticileri seçme yoluna gitmek çok sakıncalıdır. Önce seçim yapacak, eğitim yönetimi alanında uzman, yani ehil kimseler, kurum veya kuruluşlar tespit edilmelidir. Sonra yönetici kriterleri belirlenmeli ki daha sonra kurum kültürünü yansıtacağı unutulmamalı ve bu kriterlere göre seçim yapılmalıdır.

Yöneticiler aynı zamanda iyi bir lider de olmalıdır. Bu özellikleri uygulamalarla sekronize olarak gelişmeli ve eğitimletle de desteklenmelidir. Bir öğretmen bir sınıf, ama bir yönetici bir okul demektir. O gevşek olursa, müdür yardımcıları gevşek olur. Onlar gevşek olurda öğtetmenler, onlar gevşek olursa öğrenciler gevşek olur. Öğrencileri gevşek bir kurum kültürüne terk etmeye kimdenin hskkı yoktur.

Öğrencileri hayata hazırlamayan bir eğitim modeli ancak diğer eğitim modellerinin ürünlerine pazar olur.

Ehil ve uzman yönetici yetiştirmek Üniversite, Milli Eğitim, Eğitim Sendikaları ve diğer sivil toplum örgütlerinin yani hepimizin geleceğe borcudur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ